Sanayinin o tozlu, yağlı, ekmek kokan sokaklarında bir gezelim. Kaportacıya, elektrikçiye, motor ustasına, lastikçiye... Hepsine tek tek kulak verelim. O gürültünün, o demir sesinin arasında yükselen ortak bir feryat var: "Mesleğimiz ölüyor, biz bu dükkanların son ustalarıyız!"
Bu laf, kuru bir esnaf muhabbeti değil, ağır bir gerçeklik.
Şöyle bir 10 sene öncesini hatırlayın. Ustaların kapısında kuyruk vardı yahu! Çırak olmak isteyen, bu işi öğrenmek isteyen gençler sıraya girerdi. Usta, "Ben kimi alayım, kimi geri çevireyim?" diye tatlı bir derdin içindeydi. Gözü en ışıklı olanı, eli en yatkın olanı seçerdi. "Şu çocukta iş var," derdi, geleceğin motor ustasını yetiştirmek için kolları sıvardı.
Peki şimdi? Dükkanlar bomboş. O koskoca sanayi sitelerinde, "Usta, ben bu işi öğrenmek istiyorum," diyecek tek bir genç fidan bulamıyorlar. Çay getirecek, pas silecek, tornavida uzatacak bir el yok. Çırak yoksa, kalfa yok; kalfa yoksa, usta yok demektir. Yani o demir yığını dükkan, ocağın söndüğünün ilanıdır.
Yeni Nesil ve Tozlu Eller
Mesele ne biliyor musunuz? Yeni nesil, sanayinin "kirine, pasına" girmek istemiyor. Çok net. Sanayi demek, tırnak arasına sinen motor yağı lekesi demek. Sanayi demek, yazın o sac çatının altında terden sırılsıklam olmak demek. Sanayi demek, günün sonunda yorgunluktan dizlerin titremesi demek.
Genç, bunun yerine ne istiyor? "Hızlı para, kolay hayat." Klavye başında, havalı bir ofiste, eli temiz, kıyafeti ütülü işler istiyor. Üç beş ay bir kursa gidip, hızla "uzman" olup, kısa yoldan parayı kırmak istiyor. Oysa ustalığın mayası sabırdır, yılların emeğidir. Motorun sesini sadece kulakla değil, ruhla duymaktır. Bir kaportayı sadece çekiçle değil, sanatla düzeltmektir.
Kimse o zorlu yolculuğa çıkmak istemiyor. Çünkü sanayideki usta, cebini doldurmanın yanında, ruhunu da doldurur. Bir meslek öğrenmek, sana ömür boyu ekmek yedirecek altın bileziği takmaktır. Ama bu altın bileziğin parlaması için önce çamurda debelenmek gerek. Yeni nesil o çamuru görmezden geliyor.
Acı Son: Ölecek mi Bu Meslekler?
Peki, böyle giderse ne olacak? Cevap, maalesef, gözümüzün önünde duruyor: Evet, bu meslekler zamanla ölecek, ama şekil değiştirerek.
Motor bozulduğunda, arabanın elektriği kestiğinde nereye gideceğiz? Bu dükkanlar kapandığında ne yapacağız?
Şöyle bir tablo oluşacak:
Tamir Lüks Hâlâ Gelecek: Kalan son birkaç usta, elleri altın değerinde olacak. Onların kapısında bekleyecek, çok daha yüksek paralar ödeyeceğiz. Eskiden 10 yerde fiyat alırken, artık "Yeter ki yapsın," diyeceğiz. Tamirat, bir lüks hâline gelecek.
Kullan At Tüketim Çoğalacak: Arızalanan bir şeyi tamir etmek yerine, çöpe atıp yenisini alacağız. Çünkü tamir edecek usta yok. Bu da tüketimi, israfı patlatacak. Sanayi kültürünün yerine, "kullan-at" kültürü yerleşecek.
Teknoloji Usta Olacak: Belki de robotlar, gelişmiş makineler bu boşluğu doldurmaya çalışacak. Ama hiçbir makine, o eski ustanın göz temasıyla, "Şurasında bir şey var bu arabanın," demesini bilemez. Makine sadece kod okur, usta ise ruh okur.
Bu bir dramdır. Sadece mesleklerin ölümü değil, bir kültürün, bir emeğin, bir alın terinin kayboluşudur. Sanayi kültürü, bu memleketin omurgasıdır. O omurga kırılırsa, hepimiz yere yığılırız. Ustalara saygı, mesleğe hürmet bitince, geriye sadece soğuk, ruhsuz makineler kalır.
Bu yüzden, o yağlı elleri, o tozlu dükkanları küçümsemeyelim. O ustalar, bu ülkenin görünmez kahramanlarıdır. Ve şu an, sessiz sedasız bir erime yaşıyorlar. Bir gün arabanız yolda kaldığında, bu feryat aklınıza gelsin. Belki o zaman anlarız, çırağın değerini, ustanın kıymetini. O gün gelmeden, bir şeyler yapmalıyız. Yoksa dükkan kepenkleri sonsuza dek inmiş olacak.




